Ofise girdiğimiz an onu sevmek zorunludur; giriş kartımız gibidir kendisi.
Şıpıdık şıpıdık ayak sesleri, ofisin doğal sakinleştirici müziğidir.
En stresli anlarımızda yanımızda belirir; terapi niyetine pati uzatır.
Yüksek sesten, kavgadan, gürültüden hiç hoşlanmaz.
Sofi ve Caner’in küçük kızıdır.
Coşarlara aşıktır. Öyle bir sever ki, sanki etlerini kesiyorlarmışçasına çığlık çığlığa aşkını ilan eder.
Biz de aynı heyecanı görmek için türlü denemeler yaparız ama nafile.
Onu arıyorsanız büyük ihtimalle kırmızı koltuğundadır.
Orası kediler tarafından işgal edildiyse salondaki koltukta, o da doluysa mecburen anasının dizinin dibinde.
Kedilerden korkar; kafasını çevirip ölü taklidiyle tehlikeyi zekice atlatır.
Yürümeyi sevmez. Arabamız yok mu bizim?
Dikkatsiz davranırsanız granolanızı yiyebilir, ardından totosuna iğne yiyebilir.
Bahçenin köşesini kararlılıkla her gün kazıyor — galiba ofise gizli bir tünel açacak.
Sık duyulan: “Auuuff”
Süper gücü: Yemek dilenmek
Error verir: “Bu senin yiyebileceğin bir şey değil.”
